Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

GEREKSiZ BiLGi






  


GEREKSiZ BiLGi


BUYUK OLMAK

Yillar once hastanede calisirken agir hasta bir kiz getirdiler.Tek yasam sansi 5 yasindaki kardesinden acil kan nakli idi. Kucuk oglan ayni
hastaliktan mucize eseri kurtulmustu ve kaninda o hastaligin antikorunu
tasiyordu.Doktor durumu cocuga anlatti ve ablasina kan verip veremiyecegini
sordu. Kucuk cocuk bir an duraksadi sonra derin bir nefes alip "eger ablam
kurtulacaksa kanimi veririm" dedi. Kan nakli ilerlerken ablasinin
gozunun icine bakiyor ve gulumsuyordu. Kizin yanaklarina yeniden renk gelmeye
basladi ama kucuk cocugun yuzu giderek soluyordu. Gulumsemeside yok
oldu .Titreyen bir sesle donup doktora sordu ; "hemen mi olecegim? "
Kucuk cocuk doktoru anlamamis ablasina vucudundaki butun kani verdigini
saniyordu . Olumu pahasina kendi kanini vermisti.
Sevdiginiz insanlar ayni durumu yasiyor olsaydi siz bu kadar buyukolabilir miydiniz ?
 

GÜLÜMSE

Genç kız üzgün görünen yabancıya gülümsedi.
Adam kendini daha iyi hissetti.
Geçmişte bir arkadaşının ona yapmış olduğu bir
iyiliği anımsadı ve ona bir teşekkür mektubu yazdı.
Bu mektup arkadaşının o kadar hoşuna gitti ki,
yemek yediği lokantaya iyi bir bahşiş bıraktı.
Bu bahsisin miktarına şaşıran garson tümünü
bir bahse yatırdı.
Ertesi gün, kazandığı parayı aldı ve bir kısmini
yolda gördüğü bir fakire verdi.
Adam çok sevindi çünkü iki gündür ağzına bir
lokma bile koymamıştı.
Yemeğini bitirdikten sonra kaldığı izbe odaya
gitmek üzere yola koyuldu. (O sırada basına bir
felaket geleceğinden haberi bile yoktu.)
Yolda soğuktan titreyen bir köpek yavrusuna
rastladı ve onu alıp eve götürdü.
Soğuk fırtınadan kurtulup başını sokacak bir yer
bulduğu için köpekçik çok mutluydu.
O gece evde yangın çıktı.
Köpek yavrusu havlamaya başladı.
Bütün ev halkını uyandırana kadar havladı
ve böylece yangından herkes kurtuldu.
Kurtulan çocuklardan birisi büyüdü
ve Cumhurbaşkanı oldu.
Bunların hepsi bir kurusa bile mal olmayan
bir GÜLÜMSEME idi.

KADIN

15 ila 20 yas arasında kadın
Afrika gibidir...

Yari keşfedilmiş yari bakir...

20 ila 30 yas arasında kadın
Amerika gibidir...

Tamamı keşfedilmiş ve bilimsel olarak mükemmel

30 ila 35 arasında kadın
Hindistan ve Japonya gibidir...

çok ateşli, bilge ve güzel...

35 ila 40 arasında kadın
Fransa gibidir...

Savaştan hasarlı çıkmış ama hala çekicidir

40 ila 50 arasında kadın
Almanya gibidir...

Savaşı kaybetmiştir ama umutları vardır...

50 ila 60 arasında kadın
Rusya gibidir...

Geniş sakin ama kimsenin gitmediği...

60’ından sonra kadın
Türkiye gibidir...

Şanlı bir geçmişi vardır ama geleceği yok



Yorum ve Öneri

Yorum ve önerileriniz için lütfen e-mail gönderiniz Cihat BALCI

 

SORU

Her hangi bir sorunuz için lütfen e-mail gönderiniz email2@address.com

 

KALBiNiZiN SESiNi DiNLEYiN

Bu oyku, ciftlikten ciftlige, yaristan yarisa kosarak atlari terbiye etmeye calisan gezgin bir at terbiyecisinin genc oglunun oykusudur. Orta ikideyken, buyudugu zaman ne olmak ve yapmak
istedigi konusunda bir kompozisyon yazmasini ister hocasi.Cocuk, butun gece oturup gunun birinde at ciftligine sahip olmayi hedefledigini anlatan 7 sayfalik birkompozisyon yazar. Hayalini en ince
ayrintilariyla anlatir. Hatta hayalindeki 200 donumluk ciftligin krokisini de cizer. Binalarin, ahirlarin ve kosu yollarinin yerlerini gosterir.
Ertesi gun hocasina sundugu 7 sayfalik odev, tam kalbinin sesidir.iki gun sonra odevi geri aldiginda, kagidin uzerine kirmizi kalemle
yazilmis kocaman bir "sifir" ve " dersten sonra beni gor" uyarisini gorur."Neden sifir aldim ?" diye merakla sorar hocasina. " Bu odev, senin yasinda bir cocuk icin gercekci olmayan bir hayal " der hocasi. " Paran yok. Gezgin bir aileden geliyorsun. At ciftligi kurmak buyuk para
gerektirir. Once araziyi satin alman lazim. Damizlik hayvanlar da almalisin. Bunu basarman imkansiz" der ve ekler : " Eger odevini gercekci hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gozdengeciririm". Cocuk evine doner. Uzun uzun dusunur. Babasina danisir. "Bak oglum", der babasi, "bu konuda kararini kendin vermelisin. Bu, senin icin oldukca onemli bir secim". Cocuk bir hafta kadar dusundukten sonra odevini hicbir degisiklik yapmadan geri goturur hocasina. "Siz verdiginiz notu degistirmeyin...Ben de hayallerimi". O orta iki ogrencisi, bugun 200 donumluk arazi uzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yillar once yazdigi odev ise sominenin uzerinde asili...Kimsenin, hayallerinizi calmasina izin vermeyin. Ne durumda olursaniz olun ;KALBiNiZiN SESiNi DiNLEYiN !...


 

GİTMEK

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına, bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey... Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle ''yanına almak istediği üç şey'' falan yok. Bir kendisi.
Bu yeter zaten. Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyı diyelim, öteki de olmuyor.
Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.
Böyle gidiyor iste.
Bir yanımız ''kalk gidelim'', öbür yanımız ''otur'' diyor.
''Otur'' diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira.
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık, monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz.
Kus olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal, ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek, iki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında.
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
''Sırtında yumurta küfesi olmak'' diye bir deyim vardır;
evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım.
İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar.
Ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif...
Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 09.00, aksam 18.00.
Sonra başka mecburiyetler.
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı bir ömür yani.
Ne saçma.
Bahar midir bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar aşık olmam ama her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç.
Ama olsun... İstemek de güzel.

 



710